KRİPTO VARLIKLARIN HUKUKİ STATÜSÜ

Avukat & Yazar

Kripto varlıklar Türk mevzuatında “Ödemelerde Kripto Varlıkların Kullanılmamasına Dair Yönetmelik”
dışında tanımlanmamıştır. Bu yönetmeliğe göre kripto varlık, dağıtık defter teknolojisi veya benzer bir
teknoloji kullanılarak sanal olarak oluşturulup dijital ağlar üzerinden dağıtımı yapılan, ancak itibari
para, kaydi para, elektronik para, ödeme aracı, menkul kıymet veya diğer sermaye piyasası aracı
olarak nitelendirilmeyen gayri maddi varlıkları ifade etmektedir. Kripto varlık başka şekilde
tanımlanmadığından iş bu yazıda kripto varlıkların hukuki niteliği borçlar hukuku ve eşya hukuka
bağlamında değerlendirilecektir.

Kripto varlık özü itibariyle bir veri bankasında mevcut olan, eşi ve benzeri bulunmayan ve kopyalanamayan bir kayıttır. Blockchain teknolojisi, dağıtık veri tabanı niteliğiyle dijital bir sicil kayıt sistemidir.[1]

Doktrinde hâkim görüşler bir bütün olarak ele alınırsa, kripto paralar; eşya, para, kıymetli evrak veya alacak hakkı olarak nitelendirilemezler. Buna bağlı olarak, hakim görüşe göre; kripto paraların üzerinde hak sahipliği bulunabilecek bir hak süjesi olmadığı sonucuna da ulaşılmaktadır.[2] Dolayısıyla kripto paraların mutlak veya nispi bir hakkın koruması altında olmadığı genellikle ifade edilmektedir.[3]

Kripto varlık üzerindeki hakkın kişilik hakkından ziyade malvarlığı hakkı olduğuna dair tereddüt olmamasına rağmen hakkını niteliğine ilişkin tartışma mevcuttur. Bu yöndeki görüşler; alacak hakkı,
fikri hak, fikri hak benzeri hak ve maddi fiil şeklindedir. Mutlak hak (ayni hak) niteliğinde değerlendirilmesi gerektiğini düşünen yazarlar, yaygın kullanımı sebebiyle, taşınır eşyalara ilişkin hükümlerin kıyasen uygulanması gerektiğini savunmaktadır. Fakat her iki kripto varlık kategorisi açısından blockchain ağındaki verilerin, açık bir kanun hükmü olmadıkça, eşya olarak nitelendirilmesi ve ayni haklara ilişkin hükümlerin doğrudan uygulanması söz konusu olmamalıdır.

Alman hukukunda savunulan bir diğer görüşe göre, bir hakkın ayni hak gibi korunabilmesi için bunun muhakkak kanunda tanımlanmış olması gerekmez. Buna göre sınırları belirli, fiili olarak kişiye mutlak
yetki tanıyan bir kıymet hakkı da bu koruma rejimine tabi tutulabilmelidir. Malvarlığı değerini temsil
eden bir varlık olmadığı için bunların iyi niyetle iktisabı söz konusu olmamalıdır. Kripto varlığın fikri hak olarak nitelendirilmesi de savunulmaktadır. Genel olarak kişilerin yaratıcı uğraşları sonucu düşüncesi, zekası veya hisleri vasıtasıyla edebiyat, teknik, güzel sanatlar, bilim, ticaret alanlarında koyduğu ürünler fikri ve sınai ürünler olarak nitelendirilmektedir.[4] Kripto varlık oluşturulurken insanın yaratıcı unsuru tamamen arka plandadır.

Son olarak bazı yazarlar, hukuki açıdan herhangi bir anlam ifade etmeyen, hukuk düzenince düzenlemeye tabi tutulmayan bir maddi fiil olarak nitelendirme yapmaktadır. Maddi fiilin tipik unsuru, dış alemde meydana gelen fiili değişikliğe bir hukuki sonucun bağlanmasıdır. Oysa hukuk düzenimizde blockchain ağında gerçekleştirilen transfer işlemi neticesinde mülkiyetin alıcıya geçtiğine dair herhangi bir düzenleme mevcut değildir. Dolayısıyla hukuki işleme dair hükümler uygulama alanı bulamayacağı için sınırlı ehliyetsizleri koruyan hükümler ve özellikle temsil müessesesine başvurmak imkânsız hale gelecektir.

Hâkim görüş, blockchain ağında gerçekleştirilen kripto varlık transferlerinin, bir mutlak hak ya da nisbi
hak devri niteliği taşımadığı sebebiyle söz konusu transfer işleminin bir maddi fiilden ibaret olduğunu
belirmektedir.[5] Bu sayede işlemlerin geçerliliği, irade serbestisinin hâkim olduğu borçlar hukuku rejimi üzerinden değerlendirilecek ve eşya hukukunun sınırlarına tabi olmayacaktır.

Alman Medeni Kanun’u madde 90’a göre ise elektronik kıymetli evrak eşya olarak tanımlanmıştır. Dolayısıyla veri, cismani bir varlık olmamasına rağmen ilk defa kanuni bir varsayıma binaen eşya olarak nitelendirilmektedir. Bu sayede ayni haklara ilişkin koruma mekanizmaları, özellikle borçlunun iflası halinde kripto varlıklara da uygulanabilecektir. Ayrıca veri tabanında kripto varlık üzerinde işlem yapma imkanına sahip olan kişi, aynı zamanda kripto varlık üzerinde hak sahibi olan kişi olarak kabul edilmektedir. Elektronik sicillerin aleniyet ilkesine tabi olduğu dikkate alındığında iyi niyetli hak iktisabı da mümkün hale gelmektedir.

Almanya örneğinde olduğu gibi kripto varlığa eşya niteliği ya da Lihtenştayn’da yapılan düzenleme ışığında sui generis bir hak niteliği kazandırıp özellikle tasarruf işlemi boyutuyla ilgili düzenlemeler yapmak mümkün olabilecektir. Bu sayede taraflar arasındaki ilişki, münhasıran borçlandırıcı işlem
boyutuyla sınırlı kalmamakta, bilakis eşya hukukunda öngörülen koruma mekanizmalarından da
istifade edilmesi mümkün hale gelmektedir.

Kripto varlık her ne kadar Alman Medeni Kanununda kıymetli evrak şeklinde tanımlanmış olsa da Türk
Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu kapsamında borçlandırıcı işlem olarak kabul etmek mümkün
değildir. Çünkü yukarıda bahsettiğimiz Ödemelerde Kripto Varlıkların Kullanılmamasına Dair
Yönetmelikte kripto varlıkların ödemelerde kullanılması yasaktır. Kripto varlıklar Türkiye’de de
oldukça yaygın hale gelmişse de bunun dışında bir düzenleme bulunmamaktadır. Gelinen noktada
borçlandırıcı bir hukuki işlem yapıldığında taraflardan birinin ödemeyi kripto varlık ile yapacağını
taahhüt etmesi ve ödemeyi yapması halinde karşı tarafın bir alacak davası açtığında ödemenin
yapıldığını nasıl ispatlayacağı belirsizdir. Bu nedenle en kısa zamanda kripto varlıkların da hukuki bir
zemine oturtulması gerekmektedir.

Av. Begüm Gürel

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.