Burak Akan Yazdı: Uyanmak Cesaret İster, Uyanık Kalmak Daha Büyük Bir Bedel

Bir sabah uyandığında kahveni içip aynaya baktığında, yüzüne bakan şeyin gerçekten “sen” olduğundan ne kadar eminsin?
Bazen insan en çok, kendini tanıdığına inandığı yerde aldanır.
Matrix’i yıllar sonra yeniden izlediğimde, filmin anlattığı distopyadan çok, bizim her gün gönüllü olarak girdiğimiz konfor hücresini düşündüm. O yüzden Matrix benim için bir bilim kurgu değil; çağdaş insanın kibarca giydirilmiş bir tutsaklık belgeseli.
Bu film, “uyan” diye bağırır.
Ama asıl soruyu sormaz: Uyanınca ne yapacaksın?
Matrix’i bu yüzden seviyorum.
Ve bu yüzden ona kızıyorum.
Matrix Neyi Doğru Söylüyor?
Matrix, modern insanın en büyük yalanını yüzümüze çarpar:
Gerçek sandığımız şey, çoğu zaman alıştığımız şeydir.
İnsan, konforunu hakikat sanır. Çünkü hakikat üşütür, acıtır, yalnız bırakır.
Neo’nun hikâyesi bir kahraman masalı gibi anlatılır ama aslında o, içimizdeki en sıradan korkunun sinemadaki karşılığıdır:
Gerçeği bilip de hayatını kaybetme ihtimali…
Bilinç kazanıp huzuru yitirme ihtimali…
Matrix burada çok dürüsttir.
Uyanış romantik değildir.
Uyanış; uykunun verdiği sahte huzuru kaybetmektir.
Bu yüzden Matrix, bir aksiyon filminden çok bir ruhsal uyanış simülasyonudur.
Ama itiraf edelim:
Filmin en büyük gücü felsefesinde değil; bunu popüler dile çevirebilmesindedir.
Felsefeyi sokak ağzıyla anlatmayı başaran nadir filmlerden biridir.
Matrix Nerede Abartıyor, Nerede Sınıfta Kalıyor?
Matrix’i yücelten kalabalıklar, filmin bir yerden sonra kendi tezini sabote ettiğini görmek istemez.
Film “özgürleşmek” üzerine konuşur; ama özgürlüğü yine seçilmiş olana verir.
Yani uyanmak bile demokratik değildir bu evrende.
Bir kurtarıcı bekleme fikri, modern insanın en büyük tembelliğidir.
Matrix’in felsefesi güçlüdür; ama anlatısı yer yer fazla kurtarıcı-merkezlidir.
Neo bir insandır, evet; ama hikâye ilerledikçe insanlıktan çıkar, simgeye dönüşür.
Bu noktada film, kendi insani kırılganlığını kaybeder.
Oysa gerçek uyanışlar epik değildir.
Sessizdir.
Kimse alkışlamaz.
Kimse “seçilmiş kişi” ilan edilmez.
Bir de şu var:
Matrix bize sistemin yalan söylediğini anlatır ama sonunda bize yeni bir sistem sunar.
Kırmızı hap, özgürlük değildir; başka bir disiplin biçimidir.
Bir zinciri kırıp başka bir zincire geçersin.
Bu da filmin pek sevilmeyen ama konuşulması gereken gerçeğidir.
Matrix ve Modern İnsan: Haplar Değişti, Tutsaklık Aynı
Bugünün Matrix’i ekranda değil; cebimizde.
Morpheus bugün gelse, kırmızı hapı uzatmasına gerek kalmazdı.
Biz zaten bildirimlerle, onaylanma arzusuyla, görünür olma bağımlılığıyla kendi kendimizi uyutuyoruz.
Matrix’in en büyük başarısı, geleceği öngörmesi değil;
İnsanın kendi kandırılmaya ne kadar hevesli olduğunu göstermesidir.
İnsan, gerçeği sevmiyor.
İnsan, gerçeğin “kolay” olanını seviyor.
Bu yüzden Matrix’i izlerken çoğu kişi Neo olmak ister.
Kimse Cypher olmak istemez.
Oysa gerçek hayatta çoğumuz Cypher’ız.
Gerçeği bilip, yalanın konforuna geri dönmeyi seçiyoruz.
Son Söz
Matrix kusursuz bir film değil.
Ama kusurlarıyla birlikte zamana meydan okuyan bir vicdan tokadı.
Bizi uyandırmıyor belki; ama uykumuzun ne kadar derin olduğunu yüzümüze vuruyor.
Bu yüzden Matrix’i sevmek de mümkün, eleştirmek de.
Asıl mesele şu:
Matrix’i izleyip hâlâ uykuyu savunuyorsan, sorun filmde değil…
Sorun, uyanmak istemeyen kalbindedir.
Burak Akan






