Sait İnanç Yazdı: Teyit Edilmemiş Haber Salgını

Düşünsene; elinde telefonun var, ekranda sürekli yukarıdan bildirimler yağıyor: “Son Dakika!”, “Şok Gelişme!”, “İnanılmaz Olay!”
Artık haber dediğimiz şey ağır ağır pişen bir fırın yemeği değil, mikrodalgada otuz saniyede ısıtılıp önümüze atılan bir fast food haline geldi.
Eskiden gazetecilikte “teyit etmek” diye bir altın kural vardı, mutlaka duymuşsunuzdur!
Bir bilgi masaya geldiğinde, en az iki farklı kaynaktan doğrulanmadan o habere haber gözüyle bakılmazdı!
Şimdi ise gayriresmi kural çok net: “Önce sen paylaş, yalan çıkarsa nasılsa sonra silersin.”
İşin en acı tarafı da şu: Yalan haberin veya teyitsiz bilginin inanılmaz bir cazibesi, mutlak skandal payı var.
Özellikle kriz anlarında o teyitsiz bilgi sosyal medyaya düştüğü an binlerce kez paylaşılıyor, herkes o anki öfkesiyle veya şaşkınlığıyla haberi kendi hesabından gruplarına fırlatıyor. Zaten millet hazır kıta!
Tabiki ortalık ayağa kalkıyor…
Sonra aradan birkaç saat geçiyor, aklı başında biri veya teyit platformlarından biri çıkıp, “Arkadaşlar o iş öyle değilmiş, o görüntü aslında beş yıl öncesine, başka bir ülkeye aitmiş” diyor.
Ama gel gör ki o “düzeltme” veya tekzip mesajını kimse umursamıyor.
Vay anam hadi geçmiş olsun!
Yalan haber çoktan dünyayı turlayıp kahvesini yudumlarken; gerçek haber ayakkabılarının bağcıklarını daha yeni bağlıyordur…
Baktığınız zaman ortada bir arz-talep meselesi var.
Haberciler tıklanma, reklam geliri ve “ilk giren biz olalım” egosu uğruna; tüketiciler ise gündemin gerisinde kalmama ve hemen tepki verme uğruna bu goy goya alkış tutuyor.
Günün sonunda elde kalan tek şey, neye inanacağımızı şaşırdığımız devasa bir bilgi kirliliği oluyor.
Ne diyelim?
Çuvaldızı mı iğneyi mi batıralım kendimize?
Amaaaan!
Boş verin gitsin!
Siz mi kurtaracaksınız medyayı?
Sait İnanç / Medya Yöneticisi










