Helin Nazlı Çoban’dan Dalından Sofraya!

24.03.2026
Helin Nazlı Çoban’dan Dalından Sofraya!

Erik mevsimi yaklaşırken içimde tarif edilmesi zor bir heyecan başlar. Tezgâhlarda ilk yeşil erikleri gördüğüm anda zaman bir anda geri sarar; şehir, kalabalık, telaş silinir gider. Yerine toprak kokusu gelir, kuş sesleri duyulur, güneş biraz daha içten ısıtır. İnsan bazen bir meyveyle bile çocukluğuna dönebilir mi? Erik, benim için tam olarak bu demek.

Çocukluğum köyde geçti. Baharın sonuna doğru dalları meyveyle ağırlaşan erik ağaçlarının altı bizim en büyük oyun alanımızdı. Elimize bir tabak tuz alır, ağacın gölgesine otururduk. Ne acelemiz vardı ne de başka bir isteğimiz. Dalından koparılan erik, tuza hafifçe batırılır ve o ekşi-tuzlu lezzetle saatler geçerdi. O anların tadı hâlâ damağımda, ama asıl eksik olan şey o zamanın sadeliği.

Şimdi büyüdük. Erik hâlâ aynı erik, ama biz aynı değiliz. Yine de her yıl erik zamanı geldiğinde içimde bir çağrı olur. Köye giderim. Aynı ağacın altına oturur, belki eskisi kadar uzun kalamam ama o tadı yeniden yakalamaya çalışırım. İnsan geçmişini tamamen geri getiremez belki, ama küçük ritüellerle ona dokunabilir.

Bizim mutfak kültürümüz de aslında tam olarak bunu yapar. Geçmişi bugüne taşır. Her tarifin içinde bir hikâye, her lezzetin ardında bir hatıra vardır. Osmanlı mutfağı da bu zenginliğin en güzel örneklerinden biri. Tatlıyla ekşinin, meyveyle etin, alışılmışla sürprizin buluştuğu tarifler… İşte erikli pilav da tam olarak böyle bir miras.

İlk duyduğunda kulağa alışılmadık gelir. Pilav dediğin sade olur diye düşünür insan. Ama bir kaşık alırsın, o eriklerin verdiği hafif ekşilik, pirincin yumuşaklığıyla birleşir ve bambaşka bir kapı açılır. Belki de atalarımızın damak zevki, hayatın kendisi gibi dengeliydi: biraz tatlı, biraz ekşi, ama her zaman derin.

Bugün modern mutfakta bazen sadeliği ya da hız uğruna bu ince dokunuşları kaybediyoruz. Oysa bir meyveyi pilava katmak sadece bir tarif değil; bir bakış açısıdır. Hayata farklı tatları birlikte kabul etmenin bir yansımasıdır.

Şimdi gelin, bu hatırayı ve geleneği soframıza taşıyalım.

Erikli Pilav Tarifi

Malzemeler:

  • 2 su bardağı pirinç
  • 3 su bardağı su veya et suyu
  • 10–12 adet yeşil erik (çekirdekleri çıkarılmış, ikiye bölünmüş)
  • 1 adet küçük kuru soğan
  • 2 yemek kaşığı tereyağı
  • 1 yemek kaşığı zeytinyağı
  • Tuz
  • İsteğe bağlı: bir tutam şeker (erik çok ekşiyse dengelemek için)
  • İsteğe bağlı: dereotu veya nane

Yapılışı:

  • Pirinci ılık tuzlu suda 15–20 dakika bekletin, ardından iyice yıkayıp süzün.
  • Tereyağı ve zeytinyağını tencerede eritin. İnce doğranmış soğanı ekleyip pembeleşene kadar kavurun.
  • Pirinci ekleyin ve birkaç dakika kavurarak tane tane olmasını sağlayın.
  • Üzerine suyu veya et suyunu ekleyin, tuzunu ayarlayın.
  • Kaynamaya başlayınca erikleri ilave edin.
  • Kısık ateşte suyunu çekene kadar pişirin.
  • Altını kapattıktan sonra 10 dakika demlenmeye bırakın.
  • İsteğe bağlı olarak ince doğranmış dereotu veya nane ile servis edin.

Bir tabak erikli pilav, bazen sadece karın doyurmaz. İnsan fark etmeden geçmişini, toprağını ve çocukluğunu da sofraya getirir. Belki de bu yüzden bazı tarifler hiç eskimez.

Helin Nazlı Çoban

ETİKETLER:
YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.