Direksiyonun Ritmi
Direksiyonun başına her geçtiğimde şunu fark ediyorum:
Aracı ben kullanıyorum ama ruh hâlini çoğu zaman müzik belirliyor.
Ben bir müzisyenim. Ritmin insanı nasıl ayağa kaldırdığını, bir melodinin kalbi nasıl yavaşlattığını sahnede de hayatta da gördüm. Ama bu etkiyi en çıplak hâliyle hissettiğim yer direksiyon başı oldu.
Slow bir şarkı çalıyor mesela…
Yada klasik bir müzik…
Direksiyon daha yumuşak dönüyor, ayağım gazda daha temkinli.
Korna gereksiz geliyor.
Yan şeritte sıkışan bir araca yol vermek, içten gelen bir refleks oluyor. Herkese yol vermek istiyorum.
Müzik, sanki içime “acele etme” diye fısıldıyor.
Sonra tempo değişiyor.
Davullar hızlanıyor, baslar öne çıkıyor.
Kalp ritmi müziğe ayak uyduruyor.
Gözler daha keskin, sabır daha kısa.
Öndeki araç yavaşsa tahammül azalıyor, direksiyon daha sert tutuluyor.
Aynı yol, aynı trafik… Ama başka bir ruh hâli.
Aslında bu bir tercih meselesi değil; bu biyoloji.
Müzik beynin karar merkezini etkiliyor.
Ritim yükseldikçe beden hızlanmak istiyor.
Hızlanan beden, trafikte bazen risk demek.
Biz trafikte “dikkat” deriz, “görüş” deriz, “refleks” deriz.
Ama pek azımız şunu söyler:
Dinlediğin müzik de sürüşünün bir parçasıdır.
Direksiyon başında agresifleşen sadece insan değil, ritimdir.
Sakinleşen sadece yol değil, melodidir.
Bir müzisyen olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim:
Müzik tarafsız değildir.
Hele trafikte hiç değildir.
O yüzden bazen en güvenli sürüş ekipmanı,
ne ABS’dir ne ESP…
Bazen doğru seçilmiş bir şarkıdır.
Yola çıkmadan önce sadece aynaları değil,
çalma listesini de ayarlamak gerekir.
Çünkü direksiyon senin elinde olabilir,
ama ruh hâlin kulaklarından girer.
Ve trafikte,
ruh hâli çoğu zaman
fren mesafesinden daha kritiktir.
Serkan Çabuş
Müzisyen