“Her Şeyolog”izm

Medya Yöneticisi

Tematik kanallar hayatımıza girdiğinden beri çok şey değişti. Alışkanlıklarımız değişti; meraklarımız, ilgi alanlarımız tarafımız değişti. Eskiden ulusal kanallarımızın ana haber bültenleri vardı 20-30 arasında paketlenmiş çoğu zaman yayına son saniye yetişen haberlerle derlenmiş. Ankaradan başlatıp önem sırasına göre Anadolu’nun her sathından haberler…

Şimdi sırada spor bültenimiz var…

Bazen güzel olarak gördüğümüz müjdeli haberlerin yanında çoğunlukla can sıkıcı haber maratonunu bir kez daha bitiriverir bir oh çekerdik. Her şeye rağmen yorumsuz mümkün olduğunca tarafsız tekrardan uzak ve bangır bangır müziksiz!

Gelelim günümüze…

Muhteşem! teknoloji ile donatılmış kanallarımızda haberlerimiz bitmiyor. Dönüyor dolaşıyor 7/24 yayınlanıyor ama bitmiyor. Hem de vatandaşın beynini yıkarcasına, taraflı, subjektif yorumlarla süslenmiş çoğunlukla bilimden, gerçeklikten uzak ve manipülatif.
Reyting rekorları! kıran o harika! programın olmazsa olmazsa jeneriği giriyor.

Hadi Bismillah…

Kocaman ‘videowall’ların kapladığı, özensiz yerleştirilmiş sandalyelerin önünde sehpalarla döşenmiş stüdyolarda yine ve yeniden o tanıdık yüzler…

Konu ne olursa olsun hiç ama hiç değişmiyorlar!

İster küresel bir salgın, sınır ötesi bir askeri harekat, karmaşık bir ekonomik kriz ya da fay hatlarındaki hareketlilik…
Sandalyede oturan demirbaşlar nedense hiç değişmiyor. Karşımızda, modernize edilmiş Türk medyasının en ilginç figürleri…

Vatandaşın onlar hakkında kullandığı bir tabir var ama burada yazıp okumuş adamları! incitmeyelim değil mi?

Bir önceki gece strateji uzmanı sıfatıyla elinde bazen ince anten demiri bazen uçurtmalık çıtalarla harita başında sınır çizen birini, bu gece mikrobiyolog, yarın gece ise sosyolog olarak izleyebilirsiniz.

Gündem değiştikçe önlerindeki kahve fincanlarının yeri değilebilir belki ama amca kendinden son derece emindir “bu işin kitabını ben yazdım” edasıyla asla sarsılmaz.

Program diye nitelenen sözde çok ciddi orta oyunları zaman zaman hararetli tartışmalarla reyting kovalayan moderatörlerimizin gazıyla çoğu zaman “kimin sesi daha çok çıkacak” yarışına dönüşür.

Karşısındakinin sözünü kesmek, ekrana doğru parmak sallamak ve araya girip konuyu bambaşka bir yere çekmek en çok başvurulan taktik anlayıştır.

Aslında ortada gerçek bir tartışma veya fikir alışverişi yoktur. Kimin, hangi konuya, hangi pencereden bakacağı ve tam olarak ne söyleyeceği program başlamadan önce bellidir. Seyirciye yeni bir perspektif sunmak yerine, belli bir kitlenin “amigoluğunu” yapmak esastır.

Ve moderatör devreye girer “ Aaaa! Beyler lütfen izleyiciye ayıp oluyor! “

Ortalık sakinleşir biraz nefes almaya ihtiyaç vardır…

“Hadi konuyu değiştirelim…

Bakın burası çok önemli!

“Bizim stüdyoda son teknoloji ürünü devasa ekranlar var. Şimdi reji ekrana yeni bir harita yükleyecek. Siz de kalkın hep beraber ekranın önünde sıralanıp ‘videowall’a bakalım…”

Absürt komedi tadında bu tragedyayı normalleştirip milletin de beynini yakmayı becerdik sonunda.
Ekranda saatlerce süren bu yorucu mesai bittiğinde ise izleyicinin elinde kalan tek şey; büyük bir baş ağrısı, zihinsel bir yorgunluk ve başladığı noktanın bir milim bile ötesine geçememiş tartışmalardan ibaret.

Ne mi yapalım?

Artık kimsenin bir şey yapabileceğini sanmıyorum. Çünkü bilenlere neredeyse mumya muamelesi yapılıyor.
Artık yorgunlar!
Bilmeyenler de zaten bildiklerini sanıyorlar!
İşi çıkmaza sokan acı taraf da bu değil mi?

Sait İnanç

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.