Türk Medyasının Hali Pür Melali
Ülkemiz medyası her dönem tartışma konusu olmuştur. Neredeyse Tanzimat’la başlayan bu serüven coğrafyamızın stratejik konumundan mı yoksa bu stratejik konuma müslüman bir toplumun sahip olmasından mı bilinmez yabancıların hatta yabancı servislerin ilgisini çekmesiyle gün be gün dejenerasyona uğramış ve neredeyse artık esamesi okunmaz hale gelmiştir.
Bu ilgi bir kanser hücresi gibi sinsi sinsi yayılarak medyamızı çürütmeye devam etmiş günümüze kadar ağır yaralı bir şekilde ulaşmıştır.
Maalesef bu çürüme 90’lı yıllardan itibaren had safhaya ulaştı. Kimin eli kimin cebinde belli değil!
Kim kiminle yatıyor; kim kimden destek alıyor bilebilene aşkolsun…
Medyamız bu zaman zarfı içinde o kadar büyüdü ki son yıllarda gelişen savunma sanayimizle birlikte tüm dünyanın özellikle Batı’nın vazgeçilmezi olduğunu bir kere daha tescilledi.
Bu ilgi maalesef milli bir medyanın oluşmasının da önüne engeller çıkarmaya başladı ve bir türlü milli omurgasını kurmak nasip olamadı.
Ana akım medyadan tematik haber kanallarına yazılı basından sosyal medyasına kadar ciddiyetten uzak, hamaset kokan, milli manevi değerlerden yoksun, reyting uğruna komplo teorileriyle vatandaşı kandıran bir medya nasıl ayakta kalabilir?
Ayakta kalan bu çürümeye direnen deyim yerindeyse kelle koltukta savaşan ehli namus bir kaç yayın organı ve gazetecinin de hakkını yemeyelim…
Her partinin bir yayın organının olduğu her spor kulübünün ve her sanatçının bir maaşlı gazetecisinin olduğu bir medyanın ülkesi ne kadar dik durabilir?
Her türlü kişisel menfaat uğruna kılıf bulunarak üzerinin örtüldüğü ve yerine zamanına göre yeniden yorumlanan “Basın İlkeleri”nin sadece kurumların lobisinde asılı birer tablo olmaktan öteye geçmesi mümkün mü?
Evet…
Bence de hayır!
O zaman takkeyi önüne koyma zamanı geldi de geçiyor bile!
Şimdi tefekkür zamanı!
İnsaf ehli medya mensuplarına sesleniyorum:
Dur deme zamanı gelmedi mi?
Sait İnanç
