Türk Medyasında Otokontrol Mekanizması
Medya, tüm dünyada demokratik toplumların yasama, yürütme ve yargıyı denetleme işlevine sahip “dördüncü kuvveti” olarak bilinir. Ancak bu işlevin yerine getirilebilmesi, medyanın kendi içindeki denetim (otokontrol) ile dışarıdan gelen baskı (sansür) arasındaki dengenin nerede kurulduğuna bağlıdır. Türk medyasında “otokontrol” kavramı, son yıllarda yoğun olarak yapılan 5. kol faaliyetleri ile etik bir denetim mekanizmasından ziyade, hayatta kalma refleksine dayalı bir “otosansür” sistemine evrildiği algısına yenik düşmüştür.
Bu algı, sosyal medya aracılığı ile o kadar köpürtülmüştür ki milli ve manevi değerlerin korunması sansür olarak yaftalanmış hatta bu değerleri devlet korumak zorunda kalmıştır.
Uzun ve çetrefilli mesafeler kat ederek kurulan RTÜK asli görevini bırakmış kendini ve haddini bilmeyen medyaya ayar vermek durumunda bırakılmıştır. Bu durum fiilen mağdur görünmek isteyen medyanın da işine gelmiştir aslında. Zira Türk medyasında “basın özgürlüğü” denilen kavramın içi boşaltılmış basın ne yaparsa haklıdır fakat basına müdahale ediliyor algısıyla prim beklenmektedir.
Dünyanın her yerinde özgürlüğün bir sınırı vardır. Olmalıdır da…Yasama ve yürütmeyi denetlemeyi kendine hak gören medyanın da mutlaka denetlenmesi gerekmektedir. Bu denetim önce ahlaki olarak kendi içinde oto kontrol mekanizmasını işleterek yapmalıdır. Medya kendi halkına karşı sorumlu olduğu gibi devletine, milletin örfüne ve ananesine de saygı göstermelidir. Kimse reyting yapıyor, vatandaş istiyor bahanesi ile her türlü yayına müsaade beklememelidir. Oto kontrol sistemimiz o kadar zayıf ve ehliyetsiz çalışmaktadır ki devlet “Dezenformasyon Yasası” çıkarmak zorunda bırakılmıştır.
Vatandaşlarımızın da bu konuya azami ehemmiyet vermesi gerekmektedir. Zira yapılan haberin ya da yayının “İfade Özgürlüğü” sınırları içinde olup olmadığını iyi değerlendirmelidir.
Medya bir ticarethane ya da devlete sopa sallama mekanizması değildir. Kesinlikle olmamalıdır. Tabi ki vatandaşın mağduriyetini gündeme taşıyacak, hükümetin politikalarını eleştirecektir. Fakat patronların kişisel menfaatinin silahşörlüğünü yaparak bir tehdit ve şantaj aracı haline getirilmemelidir.
Hele hele dış kaynaklı fonlar ile beslenip Türkiye’yi ve Türk milletini uluslar arası platformlarda küçük düşürecek yayınlara asla müsaade edilmemelidir. Eğer vatandaşımız müdahale etmezse Türkiye Cumhuriyeti Devleti buna yapmaya kadirdir.
Türk medya çalışanı da bunu bilmeli ve ona göre hareket etmelidir.
Sonuç olarak Türkiye’de otokontrol, kaliteyi artıran bir filtre değil, gerçeğin kamuoyuna ulaşmasını engelleyen görünmez bir duvar işlevi görmektedir. Medyanın tekrar dördüncü kuvvet olabilmesi, ancak “patrona dayalı” mülkiyet yapısının değişmesi ve “ahlaki değerlerin” yeniden her şeyin üstünde tutulmasıyla mümkün olabilir.
Sait İnanç
