Öfke Ekonomisi
Sosyal medya neden bizi sakin değil, sinirli görmek istiyor?
Eskiden bir haberi okur, beğenir ya da beğenmez ve geçerdik. Şimdi ise sosyal medyada gördüğümüz bir içerik bizi kızdırıyorsa duruyoruz. Okuyoruz, tekrar okuyoruz, yorumlara bakıyoruz. Yetmiyor, kendi fikrimizi yazıyoruz. Bir başkasının cevabına cevap veriyoruz.
Sonra bir bakıyoruz ki birkaç dakika diye girdiğimiz sosyal medyada yarım saat geçmiş.
İşte burada önemli bir soru ortaya çıkıyor: Sosyal medya neden bizi sakin değil, sinirli görmek istiyor?
Çünkü öfke, insanı ekranda tutuyor.
Sakin bir insan gördüğü bir içeriğe bakıp geçebilir. Ama kızan insan kolay kolay geçmiyor. İtiraz ediyor, yorum yapıyor, paylaşım yapıyor, tartışıyor. Bazen hiç tanımadığı insanlarla uzun uzun kavga ediyor.
Sosyal medya düzeni de bunu çok iyi biliyor.
İnsanların en çok neye baktığını, hangi içerikte durduğunu, hangi konularda tepki verdiğini sürekli ölçüyor. Eğer bir konu bizi kızdırıyorsa, o konu daha fazla karşımıza çıkabiliyor. Çünkü bizim ekranda kalmamız, bu sistem için önemli.
Böylece ortaya yeni bir ekonomi çıkıyor: Öfke Ekonomisi.
Burada satılan şey sadece ürün değil. Bizim dikkatimizi çekmek de büyük bir değer taşıyor.
Bir insanın sakin sakin beş dakika geçirmesi yerine, öfkelenip otuz dakika boyunca tartışması daha fazla etkileşim anlamına geliyor.
Üstelik öfke bulaşıcı.
Bir kişinin sert bir yorumuna başka biri sert cevap veriyor. Sonra üçüncü kişi tartışmaya katılıyor. Konu büyüyor. İnsanlar birbirini tanımadan birbirlerine kızıyor. Bir süre sonra asıl konu bile unutuluyor, geriye sadece kavga kalıyor.
En tehlikeli tarafı ise bunun zamanla normalleşmesi.
Her gün öfkeli içeriklere maruz kalan insan, hayatın tamamını da böyle görmeye başlayabiliyor. Herkes kötü, herkes yanlış, herkes birbirine karşı gibi geliyor.
Oysa gerçek hayat sosyal medyadan çok daha sakin.
Yan yana oturduğumuz insanlarla aynı fikirde olmayabiliriz ama çoğu zaman birbirimize bağırmıyoruz. Bir konuda farklı düşündüğümüzde hemen düşman olmuyoruz. Çünkü gerçek hayatta karşımızdaki kişinin bir insan olduğunu görüyoruz.
Ekranın arkasında ise bunu unutmak daha kolay.
Belki de bu yüzden zaman zaman kendimize şu soruyu sormalıyız:
“Ben gerçekten buna kızıyor muyum, yoksa sürekli kızacağım şeylerin arasında mı tutuluyorum?”
Her gördüğümüz tartışmaya katılmak zorunda değiliz. Her yanlış olduğunu düşündüğümüz fikri düzeltmek de bizim görevimiz değil.
Bazen en güçlü tepki, tepki vermemektir.
Çünkü sosyal medya düzeni bizim öfkemizden beslenebilir ama öfkemizi yönetmek hâlâ bizim elimizde.
Sakin kalmak bugün sadece bir ruh hali değil, aynı zamanda bir tercih.
Ve belki de günün sonunda kendimize sormamız gereken en önemli soru şu:
“Bugün sosyal medyada kaç saat geçirdim?” değil, “Bugün sosyal medya beni kaç kez öfkelendirdi?”
Çünkü bazen kaybettiğimiz şey zaman değil, sakinliğimiz oluyor.
Sait İnanç
